Bu Blogda Ara

24 Temmuz 2011 Pazar

SICAK TEMMUZ

28 Haziran da Miraç Ayaz doğdu. İki gün hastane de bekledik ve nihayet aynı gün gece 2 de de Aytaç Afganistan'a gitti. Hiç istemedim ama Libya' da ortalık karışınca dönmüşlerdi dört ay kaldılar . Evrim bu arada tezini  hazırladı Aytaç'ta ona yardım etti. Hamilelikte bu arada geldi. Şimdi 18 haftalık . Temmuz çok sıcak geçiyor ve Aytaçla Evrimin evlerini yerleştiriyoruz . Eşyaları yeni yeni geliyor. 30 Mayısta Gizem'in balosu vardı ve 2 Haziranda da staja başladı ATO da . 5 Ağustosta da bitiyor. Dünde Gizem'in okuldaki mezuniyet törenine gittik çok güzel oldu , Evrimde vardı. Bebeğimiz bugün 27 günlük. Ben 19 gün orada kaldım Ayça ya yardım için . Bugn Aytaçla konuştum yakınlarda havan topları patlıyormuş çok korkuyorlarmış. Hemen geri gel dedim ama o Eylülde dönecem dedi , ben de çok endişeliyim. Hayırlısıyla hemen dönsün oğlum çok sevinecem.  Ağustosta köye gidebiliriz, çok bunaldık hepimiz Gizem ve Evrim de gelirse iyi olur bakalım. Temmuz çok sıcak geçiyor  çok yoğun geçti. 7 sinde Andacın doğum gününü kutladık , çok güzel oldu . Andaç çok değişti bebeği çok kıskanıyor , ne yapacaz nasıl davranacaz bilmiyoruz. İnşallah alışırda yoksa çok üzülüyorum oğluma.............

15 Haziran 2011 Çarşamba

HAYAL KIRIKLIKLARIM

Yaşamı hep kuşbakışı izlemeyi sevdim nedense. İçinde olmak hep ürküttü beni. Köşeme çekildim bekliyorum.  O kadar çok hayallerim vardı ki , çoğunu derledim desteledim nadasa bıraktım sanki. Şimdi yaşadığım hayal kırıklarımı toplamakla meşgulum. Yeniden hayal kurabilmek için yeni bir başlangıç yapmam lazım. Geç mi kaldım acaba ? Oturup herşeyi gözden geçirmek, yaşamıma yeni bir yön vermek istiyorum. Yaşam önceliklerimi tek tek sıraya koymam lazım. Aslında yaşamı da çok fazla tiye almamak lazım. Neye tutunsak elimizde kalıyor. Bağlandığımız herşey bir bir terkediyor bizi. Dayanacak omuz yok, sığınacak liman da. Sadece zamanı geldiğinde atılım yapabileceğin gücü tekrar yeniden toplamak için şöyle bir durup izlemek lazım bence. Kafayı toplamak , iyi gözlemlemek ve bir sonra ki adımı görmek lazım. Plan yapmadan ve kendini de çok fazla hırpalamadan yaşamın getireceklerini beklemek lazım. Herşey o kadar hızlı değişiyor ki değişmeyen sadece zamanın akışı hiç durmadan akıyor. Yetişemediğimiz zaman değişmeden akıyor. Bazen çok az zaman kaldığını da düşünüyorum. Boş geçen her ana acıyorum aslında. Tek bir saniyem bile boş geçsin istemiyorum. Sabah en erken saatte uyanıp, akşam da en geç saatte yatmayı istiyorum. Uyku da geçen zamanı kayıp gördüğümden herhalde. Çok konuşmuyorum çok fazla konuşmak düşünmemi yavaşlatacak sanıyorum, Bulduğum, gördüğüm herşeyi okumak istiyorum. Ve sonra anlıyorum ki hayal kırıklıkları yaşasakta  hayallerimiz hiç bitmiyecek ta ki ölene kadar...........

26 Mayıs 2011 Perşembe

MUCİZE

Minicik bir varlık su damlası gibi başlangıçta ve o küçücük varlık hergün gelişiyor ve bütün iç organları, dış bedeni nasıl da olağanüstü bir bağla kurulmuş düzenekte büyüyor. Ve onun yaşamasını sağlayan hertürlü gereksinim anne karnın da var ve bu mucizeyi bize layık gören Allah'a binlerce şükürler olsun. Sonra bu güzel varlık yaşamımızın merkezine oturuyor ve ömür boyu herşeyimizi ona göre ayarlıyoruz. Doğumundan bizim yaşamımızın sonuna kadar devam eden bir serüven aslında. Şimdi onları yaşamın içine atmadan önce çok sevelim ama emanet olduklarını düşünerek te koruyalım, iyi yetiştirelim ama iyi insan olmasını sağlayalım daima. İyi insan ama , vicdanlı, sakin, kimseyi kırmayan, sevgi dolu, çevresindekilerle iyi iletişimler kuran ruh sağlığı ve akıl sağlığı düzgün bireyler olarak yetişmelerini sağlayalım anne baba olarak. Sevgiyle yeni bebeklerin hepsini kucaklıyorum. İnsanlara yararlı olurlar inşallah................

17 Mayıs 2011 Salı

GİTMEK Mİ ZOR KALMAK MI ZOR

Hep gitmek istersiniz bir yerlere kaçıp gitmek ama bir türlü de gidemezsiniz. Oysa kaldığınız yerde sizi tutanlar bir bir giderler ve yapayanlız kalırsız gitmediğinize pişman olursunuz. Hep derler giden midir terkeden yoksa kalan mı. Bence kalan çoktan terketmiştir de kalmak zorunda olduğu için kalmıştır. Kimse bilemez , kimse anlayamaz niye kaldığını. Hep yanlızdır çünkü anlatamamıştır kimseye. Anlatsa da anlıyan olmaz zaten. Kalakalmıştır iki yaşlı bunak birbirini anlamayan , birbirlerine duygularını anlatamayan . Tek konuştukları çocukları ve torunlarıdır. Ve kavgaları bitip tükenmeyen kavgaları. Oysa yıllar yılı hayat kavgasından gerçek sorunlarını bile anlatamamışlardır birbirlerine. Ve koca evde yanlızlıklarına sarılırlar hep. Gidemediklerinden kalmak zorunda olduklarından ya da gidecek yerleri olmadıklarından. Yüreğinin götürdüğü yere git der Susanna Tomarro bir kitabında . Nerde o yürek kırıla kırıla yürek mi kaldı . Ama yine de her üzüldüğünde sarıldığı sığındığı tek yerdir yüreği. Tek onu anlayan ve ölene kadar terketmeyen tek arkadaşıdır. Saçlarına bir bir aklar düşmeye başlamış, yüzüne çizgiler oturmuş, bedeni artık yorgun, yanlızlığına sarılan, kalmak zorunda olan ve gitmediğine pişman olan . gitse ne mi olurdu , gitmediği için hiçbir zaman bilemeyecek yanlız insan...

18 Şubat 2011 Cuma

BU DUVARLAR ÜZERİME GELİYOR

Gitmek istiyorum bu şehirden duvarlar üzerime üzerime geliyor. Bağlayan hiç bir şey yok. Küçücük bir kulübede yaşamak istiyorum,  salonunda soba kurulu olmalı. Pencereleri pvc, yerleri suni parke kocaman dört oda buz gibi bir evde yaşamaya çalışıyorum ve nefes alamadığımı hissediyorum ve bu ev boğuyor beni. Çıplak ayakla dolaşmak istiyorum doğal çimlerde. Heryeri suni çimlerle doldurdular neden. Yaşamıyorum hergün biraz daha ölüyorum. Tutmayın beni bu şehri terkediyorum.  Yapayanlız olayım  ama bu şehirde yaşamak istemiyorum bir gün dahi dönmekte istemiyorum. Ruhum daralıyor beni mutlu eden hiçbirşey yok.  hayata karışan yaşayan birini yanımda istiyorum. Arkadaş istiyorum, dost istiyorum, ona güvenmek istiyorum. Sırtımı döndüğümde hançerlemeyen, ağzı bozuk olmayan, sohbet edebilen, konuştuğumu dinleyen, beni anlayan, içimdekileri hisseden sıcacık sarılabilen, sevgisini sonsuz veren, gözlerine baktığımda heyecan duyabileceğim, kavga etmeyen etse bile kalbimi kırmayan , küçücük sürprizler yapan, aynı pencereden baktığımız birini istiyorum. Bundan sonra mutlu olmak istiyorum. Herkes yoluna gitsin ne istiyorsa onu yapsın kimsenin esiri olmak istemiyorum artık . Özgürce istediğim yere gitmek istiyorum. Ve bu şehri terkediyorum. Çünkü artık nefes alamıyorum............................................

29 Ocak 2011 Cumartesi

HÜZÜNLER PEŞİMİZİ BIRAKMIYOR

Tam 14 yıl oldu görmedim seni Nesibe ablacığım ve sağlıklıyken ne çok çağırdınız beni Adana'ya ama gelemedim. Şimdi kendime nasıl kızıyorum gitmedim diye. Telefonla çok aradım en azından özel günlerde hiç atlamazdım. Ama son günlerde hem telefona gelmiyordu, hemde arada sırada arardı ama hiç aramadı. Tayfun'u kaybettikten sonra Nesibe ablam çok bıraktı kendini. Çok güzel bir kadındı aynı zamanda çok da akıllı ve kendine has bir havası vardı halen de öyle mağrur bir edası var. Gizemliydi benim için hep. Eskilerden birşeyler sorduğumda heyecanla anlatırdı. Hep hüzünlerini sakladı yıllarca kimseye belli etmedi . Hüzünlü güzel ablacığım uyansan da bunları senin yüzüne söyleyebilsem. Sen aslında çok şanslı bir insansın. Etrafında kızların var , torunların var ve tabi ki damatların. Herkese nasip olmaz bu. Onlarla daha çok mutlu günlerin olacak. Sana geliyorum ama seninle konuşabilsem keşke ne çok hayalini kurmuştum oysa Adana'ya gelmenin ,seninle sohbetin. Gözlerimin önünden hiç gitmeyen karelerde hep sen varsın. İlk Adilcevaz'dan Van'a gittiğimiz gün bizi iskeleye uğurlamaya gelmiştiniz Doğan enişteyle Füsun'la beraber. Ağlıyordun sessizce belki de hemen kısa bir süre sonra peşimizden Van'a geleceğini bilmeden. Oysa çok küçüktüm ama hatırlıyorum babam sizide aldıracam demişti. Ve gerçekten çok kısa bir süre sonra geldiniz ve işini bile ayarlamıştı PTT ye. Ve hep derdiki bütün kadınlar çalışmalı ve erkeğinin eline bakmamalı. Sen de çok başarılı oldun yönetici olup Ticaret lisesini dışardan bitirdin helal olsun sana dört çocukla herşeyi başardın biraz daha çalışsaydın üniversiteyi bile bitirirdin. Ama yine de o zaman lise çok önemliydi ve sen bunu başardın. Sen güçlü bir kadınsın bununda hakkından geleceksin. Seninle hep gurur duydum ve senden çok şey öğrendim. Bütün kız kardeşlerde senden birşeyler var ama hepimiz bir sen edemeyiz. İstemedin isteseydin çok şeyler yapardın. Ama güzel bir ailen var onlar için lütfen aç gözlerini ve hep beraber Füsun, Şebnem, Meltem ve torunların Zeynep, Taylan,Tayfun, Uğurcan ve Çınar'la mutlu günler yaşayın söz hep gelecem size. Konuşmayı , gülmeyi , dertleşmeyi özledim seninle.

18 Aralık 2010 Cumartesi

ÖLÜM ACI OLSADA DAYANIR BEDENLER(9.11.2010)

Yılları yıllara kattığımda ne çok ölüm yaşadığımı gördüm. İlk Anneannemi hatırlıyorum penisilin iğnesi allerjisinden öldüğünde çok küçüktüm hatırlamıyorum. Ama kardeşim Mahmut Adnan gözümün önünde belediye otobüsünün altında kaldığında ilk okul ikiye gidiyordum. Acıyı içimde hissetmiştim ama çocuk yüreğim pek algılayamamıştı ölümü. Babamın üzüntüden saçlarının bir gecede beyazlamasını şimdi çok iyi anlıyabiliyorum.  Sonra halamın oğulları Nurettin abi ve Muhittin abiyi trafik kazasında kaybetmiştik. Çok etkilenmiştim  ama tabi yakın ailesi kimbilir neler yaşamıştır. Sonra babamı 1974 yılında kaybettiğimde ölümün içimde bıraktığı derin acıyı içimden hiç atamadım , halen yüzünü göremedim ve öpemedim diye  hep düşündükçe ta yüreğimde yaşarım. Acıyı birkez yaşadın mı alışkanlık yapıyor sanki. 1976 nın Şubat'ın da Cahit'i(halamın oğlu) polisler döve döve öldürdüklerinde gazeteden öğrenmiştim haberi. Cahit'le çok kısa bir nişanlılık dönemi geçirmiştik . Kurban bayramları geldiğinde ise 1984 ve 1988 yıllarında Ayşe'nin peş peşe iki çocuğu Kıvanç(2.5 yaşında), Çiğdem'i(9 yaşında) dört yıl ara ile trafik kazasında kaybettiğini ve bu acılara  nasıl katlandığını yaşama yeniden nasıl tutunduğunu anlayabilmiş değilim halen. Allah sabrını veriyor mutlaka. Ve Tanrı'dan gelene hiç bir şey yapamıyoruz maalesef. 1987 yılında kardeşim Akın'ı henüz 22 yaşındayken şeker hastalığından kaybettiğimde ne çok isyan etmiştim.  Ve kalabalık aile olunca ölüm daha çok telafuz edilmeye başlıyor. 1989 Kasım'da Özcan'ın ablası Ayşen abla aniden kalp krizinden öldüğünde ise 39 yaşındaydı. Çok severdim ve bir gün önce hem çok ağlamış hem de rüyamda görmüştüm. Rüyamda bir mezarlıktayım. Her taraf çelenkler, ışıklar ve yüksek mezarlar ve ben ağlıyorum. Ama kimin öldüğünü bilmiyorum. Ertesi gün ölüm haberi gelmişti. Ani ölümler daha acı oluyor tabiki. 1994 yılının sonbaharında büyük ablamın oğlu Tayfun'un pankreas kanseri olması ve Kasım ayında ölümü  çok büyük şoktu benim için . Sevdiklerimiz birer birer bizi terkediyordu. Tayfun'u yıllardır görmüyordum . En son sanki bizleri görmeye geldi Ankara'ya Meltem'le aslan gibiydi İzmir'e Ayşeyle görmeye gittiğimizde yataktaki görüntüsünü hiç unutamam. Çok kısa bir süre sonra annem aradı ve göğsünde bir yumru olduğunu söyledi . Hemen atlayıp Ankara'ya gelmesini istedim.  Hemen hastane , ameliyat iyileşme ve Van' a dönüş 15 gün sonra da 16.2.1995 de de ölüm haberi. Son günleri bana nasip olmuştu ve giderken içim çok rahattı ona yaptıklarımızdan dolayı çünkü yıllardır uzaktık ben hiç birşey yapamamıştım onun için. Ölümü çok boşluk oldu benim için yine telefonla bile olsa konuşuyorduk. Her yokluk ayrı bir yaraydı. Necla abla'nın eşi Faruk abiyi de çok severdim. Bir başka insandı oda ve ölümüne çok üzülmüştüm. Bir hafta önce bütün aileyi toplamış ve balık rakı ziyafeti vermişti veda eder gibi. Birgün önce debeni telefonla aramış Adem yeni askerden gelmişti ona iş arıyorlardı yardım istemişti ve yine telefon başında kalp krizi geçirmişti 50 yaşında. İzzet abim uzun yıllardır şeker hastasıydı ama iyiydi. İnsülin kullanıyordu 7.9. 1998 de emekli oldum tam abimle görüşmeye başlamışız birden hastalandı. Çok şiddetli soğuk algınlığı ve bir virüs akciğerlerine yerleşti . Pazar yattı ve Pazartesi makinaya bağladılar bir daha kendine gelemedi 5 gün sonra kaybettik. Morgda buz gibi yüzünü öptüğümde bu dünya için çok fazla çabalamanın çokta doğru olmadığını anlamıştım. Üç üniversite bitirmiş abimin daha neçok yapacak şeyi vardı ama hiç birini yapamadan gitti.  Otuz yıllık arkadaşım Aysel'in göğüs kanseri olduğunu 2002 yılında öğrendiğimde çok üzülmüştüm çok mücadele etti ve kanseri yendi modern tııbı reddetti ve alternatif tıp denedi ama 11.4.2007 de kaybettim. Çok iyi arkadaştık herşeyimizi paylaşırdık bir kolum koptu sanki. Sencer de hastalandı aynı yıl , önce mideden başladı ve meğerse safra kanalında tümör varmış. 2.5 yıl dayanabildi çok çekti o da aslan gibi çocuk eridi gitti . 16.3.2007 de de onu kaybettik. Sevdiklerimiz birbir terkediyor dedim ya . Nurten'le sekiz yıldır görüşmüyorduk ve aniden ben Ankara'ya geliyorum dedi ve Ayten ablamla beraber geldiler birkaç gün kaldılar sonra Adana' ya geçtiler orada da Nesibe ablamlar var . Herkese veda eder gibi gördü ve Van'a gitti iki ay sonra ölüm haberi geldi. Gece uykuda kalp krizi geçirmiş oda şeker hastasıydı . Ve Güneş hasta ve çok ağır 9 ay önce beyin tümörü teşhisi koydular . Hastalık çok çabuk ilerledi ve 4 ay Huston'a götürdüler. Ve maalesef 2.5 yaşında yakalandığı amansız hastalıkla güçlü bir şekilde mücadele ediyor.  Allah  yardımcıları olsun ailesine sabır versin inşallah üzmez bizleri. Yani bu bedenler ne acılara katlanıyor . Allah  dayanma gücü veriyor herhalde yoksa mümkün değil bir daha yaşamak..................