Bu Blogda Ara

18 Aralık 2010 Cumartesi

ÖLÜM ACI OLSADA DAYANIR BEDENLER(9.11.2010)

Yılları yıllara kattığımda ne çok ölüm yaşadığımı gördüm. İlk Anneannemi hatırlıyorum penisilin iğnesi allerjisinden öldüğünde çok küçüktüm hatırlamıyorum. Ama kardeşim Mahmut Adnan gözümün önünde belediye otobüsünün altında kaldığında ilk okul ikiye gidiyordum. Acıyı içimde hissetmiştim ama çocuk yüreğim pek algılayamamıştı ölümü. Babamın üzüntüden saçlarının bir gecede beyazlamasını şimdi çok iyi anlıyabiliyorum.  Sonra halamın oğulları Nurettin abi ve Muhittin abiyi trafik kazasında kaybetmiştik. Çok etkilenmiştim  ama tabi yakın ailesi kimbilir neler yaşamıştır. Sonra babamı 1974 yılında kaybettiğimde ölümün içimde bıraktığı derin acıyı içimden hiç atamadım , halen yüzünü göremedim ve öpemedim diye  hep düşündükçe ta yüreğimde yaşarım. Acıyı birkez yaşadın mı alışkanlık yapıyor sanki. 1976 nın Şubat'ın da Cahit'i(halamın oğlu) polisler döve döve öldürdüklerinde gazeteden öğrenmiştim haberi. Cahit'le çok kısa bir nişanlılık dönemi geçirmiştik . Kurban bayramları geldiğinde ise 1984 ve 1988 yıllarında Ayşe'nin peş peşe iki çocuğu Kıvanç(2.5 yaşında), Çiğdem'i(9 yaşında) dört yıl ara ile trafik kazasında kaybettiğini ve bu acılara  nasıl katlandığını yaşama yeniden nasıl tutunduğunu anlayabilmiş değilim halen. Allah sabrını veriyor mutlaka. Ve Tanrı'dan gelene hiç bir şey yapamıyoruz maalesef. 1987 yılında kardeşim Akın'ı henüz 22 yaşındayken şeker hastalığından kaybettiğimde ne çok isyan etmiştim.  Ve kalabalık aile olunca ölüm daha çok telafuz edilmeye başlıyor. 1989 Kasım'da Özcan'ın ablası Ayşen abla aniden kalp krizinden öldüğünde ise 39 yaşındaydı. Çok severdim ve bir gün önce hem çok ağlamış hem de rüyamda görmüştüm. Rüyamda bir mezarlıktayım. Her taraf çelenkler, ışıklar ve yüksek mezarlar ve ben ağlıyorum. Ama kimin öldüğünü bilmiyorum. Ertesi gün ölüm haberi gelmişti. Ani ölümler daha acı oluyor tabiki. 1994 yılının sonbaharında büyük ablamın oğlu Tayfun'un pankreas kanseri olması ve Kasım ayında ölümü  çok büyük şoktu benim için . Sevdiklerimiz birer birer bizi terkediyordu. Tayfun'u yıllardır görmüyordum . En son sanki bizleri görmeye geldi Ankara'ya Meltem'le aslan gibiydi İzmir'e Ayşeyle görmeye gittiğimizde yataktaki görüntüsünü hiç unutamam. Çok kısa bir süre sonra annem aradı ve göğsünde bir yumru olduğunu söyledi . Hemen atlayıp Ankara'ya gelmesini istedim.  Hemen hastane , ameliyat iyileşme ve Van' a dönüş 15 gün sonra da 16.2.1995 de de ölüm haberi. Son günleri bana nasip olmuştu ve giderken içim çok rahattı ona yaptıklarımızdan dolayı çünkü yıllardır uzaktık ben hiç birşey yapamamıştım onun için. Ölümü çok boşluk oldu benim için yine telefonla bile olsa konuşuyorduk. Her yokluk ayrı bir yaraydı. Necla abla'nın eşi Faruk abiyi de çok severdim. Bir başka insandı oda ve ölümüne çok üzülmüştüm. Bir hafta önce bütün aileyi toplamış ve balık rakı ziyafeti vermişti veda eder gibi. Birgün önce debeni telefonla aramış Adem yeni askerden gelmişti ona iş arıyorlardı yardım istemişti ve yine telefon başında kalp krizi geçirmişti 50 yaşında. İzzet abim uzun yıllardır şeker hastasıydı ama iyiydi. İnsülin kullanıyordu 7.9. 1998 de emekli oldum tam abimle görüşmeye başlamışız birden hastalandı. Çok şiddetli soğuk algınlığı ve bir virüs akciğerlerine yerleşti . Pazar yattı ve Pazartesi makinaya bağladılar bir daha kendine gelemedi 5 gün sonra kaybettik. Morgda buz gibi yüzünü öptüğümde bu dünya için çok fazla çabalamanın çokta doğru olmadığını anlamıştım. Üç üniversite bitirmiş abimin daha neçok yapacak şeyi vardı ama hiç birini yapamadan gitti.  Otuz yıllık arkadaşım Aysel'in göğüs kanseri olduğunu 2002 yılında öğrendiğimde çok üzülmüştüm çok mücadele etti ve kanseri yendi modern tııbı reddetti ve alternatif tıp denedi ama 11.4.2007 de kaybettim. Çok iyi arkadaştık herşeyimizi paylaşırdık bir kolum koptu sanki. Sencer de hastalandı aynı yıl , önce mideden başladı ve meğerse safra kanalında tümör varmış. 2.5 yıl dayanabildi çok çekti o da aslan gibi çocuk eridi gitti . 16.3.2007 de de onu kaybettik. Sevdiklerimiz birbir terkediyor dedim ya . Nurten'le sekiz yıldır görüşmüyorduk ve aniden ben Ankara'ya geliyorum dedi ve Ayten ablamla beraber geldiler birkaç gün kaldılar sonra Adana' ya geçtiler orada da Nesibe ablamlar var . Herkese veda eder gibi gördü ve Van'a gitti iki ay sonra ölüm haberi geldi. Gece uykuda kalp krizi geçirmiş oda şeker hastasıydı . Ve Güneş hasta ve çok ağır 9 ay önce beyin tümörü teşhisi koydular . Hastalık çok çabuk ilerledi ve 4 ay Huston'a götürdüler. Ve maalesef 2.5 yaşında yakalandığı amansız hastalıkla güçlü bir şekilde mücadele ediyor.  Allah  yardımcıları olsun ailesine sabır versin inşallah üzmez bizleri. Yani bu bedenler ne acılara katlanıyor . Allah  dayanma gücü veriyor herhalde yoksa mümkün değil bir daha yaşamak..................

7 Aralık 2010 Salı

AYTAÇ(18.3.1980)

İlk hamileliğimde Özcan oğlum, oğlum diye severken Ayça doğdu. Hastanede yanımda laz bir kadın yatıyordu. O da benden oğlan beklerken(o zamanlar ultrason yok tabiki) kız olunca  bir daha benimle  konuşmadı, meğerse kızlar çok eziyet çektikleri için istemezmiş, ben sorduğumda öyle demişti. Mahmut abinin de(kayınbiraderim) iki kızı vardı ve oğlan çocuğu çok istiyordu ve bana sen oğlan doğur dile benden ne dilersen demişti ama hastaneye gelip benim kız doğurduğumu görünce eliyle olumsuz bir hareket yapmıştı. Aytaç'tan bir yıl sonra onlarında bir oğulları oldu. Aytaç'a  hamile kaldığımda köydeydik , Özcan o gece rüyasında annesini görmüş "müjde oğlum demiş bir oğlun oldu, çok akıllı olacak ve büyük bir adam olacak " demiş. Sabahta bana rüyayı anlattı. Ve gerçekten dönüşte günüm geçince doktora gittik ve hamile olduğumu öğrendik. Hamileliğimi istediğimiz için çok iyi bir hamilelik geçirdim, Ayça'da yaşadığım sıkıntılarım yoktu hiç. 58 kiloyla doğuma gitmiş, 3100 gr 52 cm bir bebek doğurmuştum. Doğum iznine ayrıldıktan bir kaç gün sonra doğuma daha 10 gün varken birgün Tülay' ı(Fatma abla'nın kızı) aradım" beraber Ulus'a alışverişe gidelim mi?"dedim. O da tamam dedi biz buluşup gittik. Hafif hafif sancılarım vardı, doğum sancısını bilmediğim için üşüttüm herhalde dedim pek önemsemedim. Biz alışverişi yaptık ve benim sancılarım sıklaşmaya başladı. Hemen oradan bir taksiye bindik ve eve geldik. Henüz hiç bir hazırlığım yoktu ,hemen valizimi hazırladım. Özcan'ı aradım hemen geldi eve, doktorum Erol Alpay'ı aradık sancılar çok sıklaşırsa hastaneye gelirsiniz dedi. Biraz dayandım gece bire kadar ama sancılarım daha da dayanılmaz olunca Özcan'ın ablası Fatma ablayı aradık o da bizimle geldi ve hastaneye gitmek üzere çıktık evden. Numune hastanesine giderken yolda askerler durdurdu ,1980 darbesi yapılmıştı ve sokağa çıkma yasağı vardı , özel izinle taksiyle gittik. Sabaha kadar muayene ettiler ama henüz doğum başlamadığı için doktorum Erol Alpay da bekleyin demiş. Sabaha kadar sancıları çektim. sabah saat 9 da Erol bey geldi , dokuzbuçukta da ameliyata aldılar. Ameliyathanede sadece bayılma anını bir de ayılma anını hatırlıyorum. Sezeryenin en kötü yanı bu zaten hem sancı da çekmiştim bu defa. Ayıldığımda oğlan olduğunu söylediler ve hemen kucağıma verdiler yoğun bakımda yumuk yumuk japon suratlı birşeydi ve simsiyah  gür saçlar , beyaz tenli bir bebekti. Özcan havalara uçuyordu tabi ben de çok mutluydum. Hastanede Ayça'nın doğumunda olduğu gibi yine bir hafta yattım, hergün görümcemler geliyor ve çamaşırları alıp yıkayp ütüleyip getiriyorlardı. Aytaç çok usluydu ve hep uyuyordu. Birgün Ayça'yı da getirmişlerdi  ziyarete tombik tombik bir şeydi. kucağına verdim Aytaç'ı nasıl sevinmişti ve hiç kıskanmamıştı sonra eve geldikten sonra çok kıskanmıştı ve artık  tuvaletini söylemesine rağmen yeniden 3.5 yaşına kadar altına yapmıştı. Doğumlarım sezeryenle olduğu için doğum sonrası altmış gün izin kullanıyordum. Bir ay da ücretsiz izin kullanmıştım ve Aytaç üç aylık olmuştu. Süt iznine öğlen gidiyordum ve ikide de tekrar bankaya dönüyordum. Ev Çankaya Yıldız semtindeydi ve Ulus'tan gidene kadar sütlerim hep akardı ve süt düğümlenmesi denilen bir olay gelmişti başıma. Tek göğsümden emmemeye başladı ve antibiyotik kullandığım içinde Aytaç hep allerji olmuştu. Göğsümdeki süt kanallarının tıkanması iltihaba dönşmüş ve çok acı veriyordu . Aytaç artık süt emmiyordu. Artık dayanamadım  doktora gittik ve  hastanede göğsümü  bıçakla yararak iltihabı akıttılar ama ertesi günde başka yerden delindi. Aytaçta bir hafta sonra tekrar emmeye başladı ve ikibuçuk yaşına kadar emdi tek göğüsten emdi çünkü süt kanallarını kesmişler bir daha tek göğüsten süt gelmedi ve Gizem de tek göğüsten emmişti. Ama sütüm verimli olduğundan çok yarıyordu , 3 aylıkken ek gıdaya da başlamıştım. Altı aylıkken on kiloydu. Emmeyi bıraktıktan sonrada günde dört bardak süt içerdi , Ayça da o da çok iyi yerlerdi ve kiloluydular. Sonra o kilolar boy olarak geri döndü. Aytacın çocukluğu çok sakin geçti. Kendi kendine oynamayı çok severdi, saatlerce arabalarıyla oynardı, okula başladıktan sonra da derslerinde çok başarılıydı ve hep kendi yapardı ödevlerini. Kendi kendine futbol takımları kurmuş onlarla futbol oynatırdı. O zamandan belliydi spora, futbola  meraklı olacağı. tüm tahsili boyunca basket, futbol , tenis, yüzme spor dallarının hepsini yaptı. Halen halı saha maçları yapar arkadaşlarıyla. Koyu Galatasaraylıdır. İlk okul dördüncü sınıfa kadar anaokulu da dahil Çankaya ilkokulunda okudu. Aytaç'ın okuma bayramına gidememiştim çünkü Gizem'in doğumuna denk gelmişti benim hastaneden çıktığım gün olmuştu . Canım benim çok başarılıydı ve ilkokul beşe geçtiği yaz 30 Ağustos 1990 da Eryamandaki evimize taşındığımızda öğretmeni Gülşen Tekeş çok yalvarmıştı , çok başarılı çocuk almayın okulu burada bitirsin demişti. Ama şehir dışından gidip gelmesi zor olur diye almak zorunda kalmıştık . Aytaç çok başarılı olduğu için farketmemişti ve orta okulda TED kolejinin sınavını kazanmıştı. Yedi yıl hazırlık dahil çok başarılı aynı zamanda çok efendi, popüler öğretmenleri tarafından çok sevilen bir öğrenciydi. Hiç bir zaman bize sorun olmadı ama içine kapanıp bir çocuktu. İlk okul üçteyken birgün okuldan geldikten sonra beni aramıştı "anne karnım çok ağrıyor diye, ben de okulda birşey dokunmuştur oğlum demiştim" ama meğerse apandisiti patlama noktasına gelmiş çocuğumun, hemen izin alıp eve gelmiştim, Özcanda geldi beraber bankanın doktoruna götürdük. Mualla hn bizi Sami Ulus Çocuk hastanesine sevketmişti, orada muayenenin ardından eve göndermişlerdi. O geceyi çok zor geçitmişti sabaha kadar. Sabah tekrar Mualla hanıma götürmüştük , o da apandisit olabilir diye bir arkadaşına göndermişti, o zaman patlamak üzere Çankaya hastanesinde akşam altı gibi ameliyata almıştı ve gerçekten patlamış ama hemen müdahale edildiği için kurtulmuştu canım. Dokuz yaşında ameliyat olmuştu. İlk okulu bitirdiğinde de sünnet düğününü yapmıştık . 1 temmuz 1992 de birgün önce sünnet edilmiş, evde akrabalara mevlüt okutmuş ertesi günde Çankaya Bizon restoranda 200 kişilik bir sünnet düğünü yapmıştık . Çok kalabalıktı 300 kişi gelmişti ,davetsiz gelenlerde vardı içerisi çok dolu olduğundan almamıştı gelenlerin bazısı görüp gitmek zorunda kalmıştı. Çok güzel bir sünnet düğünü olmuştu ve senelerce konuşulmuştu taki nişanına kadar. Herşeyi çok rast giden bir çocuktu. Liseyi bitirdiğinde de mezuniyet balosu için herşey çok düzenli olmuştu. Kep giyme törenini ondokuz mayıs stadyumunda yapmışlardı çok gururlanmıştım. Üniversite imtihanlarına çok iyi çalışmıştı , dersanede çok başarılıydı. İnşaat Mühendisliğini istiyordu ama benim hatırıma tercihlerini yaparken Gazi Mimarlık yazmıştı . Ve orayı kazandı, o yıl ben emekli olmuştum istemeden. Aslında çok zamansız olmuştu çocuklarım hiç istememişlerdi, Aytaç yeni okula girmişti ve tam ihtiyacı olduğu zaman,  çok üzgünüm ama üniversite boyunca hep çalıştı. Sencer abisi ona iş ayarladı Allah rahmet etsin, nur içinde yatsın çok iyi bir insandı. İlk işi bir mimarlık bürosundaydı ve İstanbul yolundaki Liva pastanesini tasarlamıştı. İlk tecrübesini ikinci sınıftayken yaşamıştı. Okula ilk girdiğinde jürilerde ağladığını ve hocanın eleştirileri karşısında çizimlerini yırttığını söylemişti ama sonra öyle başarılı oldu ki okuldaki sunumları hep o yaptı. İkinci işini yine Sencer ayarlamıştı . Enkay diye büyük bir fabrikada çalışıyordu ve günde 50 km yol yapıyordu. Orada da binalara mutfak dolapları ve kapı, pencere yapıyorlardı. Bir buçuk yıl çalıştı ve okulu bitirdiğinde de Sencer kendi çalıştığı Elit inşaat firmasına yanına aldı ve üçbuçuk yıl askere gidene kadar orada çalıştı. Sencer İnşaat mühendisiydi ve çok faydası oldu. Aytacın yetişmesinde ama aniden 2004 yılında hastalandı ve 16.3.2007 de kaybettik. İki buçuk yıl direnebildi hastalığına ve aslan gibi çocuk günden güne eridi. Çok değerli bir insandı yeri hiç bir zaman doldurulamayacak. Sencer abisi hastalanınca sorumluluk onun üzerine kaldı. Çok yoğun çalışıyordu ama nedense Sencerden sonra çalışmak istemedi orada. Okulu bitirdikten sonra ona bir fal bakmıştım ve siyah saçlı isminde ş harfi olan beyaz tenli bir kızla tanışacağını söylemiştim. Ertesi gün geldi "Anne senin söylediğin kızı okulda gördüm ama yanında biri var , sanıyorum erkek arkadaşı var "dedi. Ama meğerse birbirlerini izliyorlarmış, bir hafta sonra ders çalışmak için baktım almış eve getirmiş . O gün den sonra arkadaşlıkları başladı. İki yıl sürdü arkadaşlıkları ve aileler tanıştı , istemeye gittik. Kimseyi çağırmadık Ayça , Murat, Gizem Aytaç ben ve Özcan , onlarda da kimse yoktu. Ondan sonra hep iyiydiler bir problem yoktu. Nişan yapmıyacaz dediler ailesi ve düğünü ortak yapacaktık. Ama birden bire ani karar değişikliği yaptılar . 18.Kasım 2006  da nişan için karar verildi. Çok zamansız olmuştu ama yine de ses çıkarmadık kabul ettik. Nişan askeriye de oldu güzeldi ama biz Evrim'in annesiyle biraz yanlış anlamadan dolayı tatsızlıklar yaşadığımızdan nişan da ailelerin arası pek iyi değildi. Çok bir araya gelmedik ama Evrim'in annesi yinede samimi görünmeye çalışıyordu kimse anlamasın diye. Murat sakallı geldiği için olay olmuştu içeri almışlardı ama sonra farkedince çıkardılar ..Ayça'da bu yüzden erken gitmek zorunda kalmıştı onunla. Nişandan sonra  ve Sencer'in ölümüyle Elit inşaatta kalmak istemeyen Aytaç işten ayrıldı ve okuldan arkadaşları Selim, Burak, ve Gökhan'la Çankaya'da Ankira Grup diye bir şirket kurdular. Nişan , şirket üstüste geldi , birde ev ödüyoruz , Gizem de özel okulda okuyordu .Tam da durumlar kritik Aytaç "ben askere gidecem" dedi. 2007 nin Ağustosunda karar aldırdı ve sınav sonucunda bir yıllık askerlik oldu. Acemi birlik Yalova'ya çıktı. 5 Ağustosta  evde bütün akrabalara yemek verdim. Onbeş günlük acemiliğin sonunda yemin törenine gittik. Evrim de bizimle geldi. Denizci oldukları için kıyafetleri, yemin törenleri   çok güzeldi  çok gururlandık. Aytaca da çok yakışmıştı. Dağıtım arası onbeş gün izin verdiler ve biz hep beraber döndük. Daha sonra Aytaç birinci olduğu için Marmaris'i seçmişti ve hep beraber döndük 15 gün izni vardı ve daha sonra Marmaris'e gitti. İlk Misafirhaneye yerleşmiş, yine mesleği ile ilgili bölümde görevlendirmişler. Önce çok zorluklar çekti . Giderken Evrim ve ailesi ve biz hep beraber uğurladık. İlk defa ayrılıyor bu kadar uzun ve askerlik ne de olsa herşeyden mahrum, nişanlısından , ailesinden ayrı zor geçer tabi ki. Ama şansına çok başarılı olduğu için bazı üstlerinin uğraşmasına rağmen oğlum orada da farkedildi ve İstanbul Heybeli ada da bir plaj tasarladı ve yaptırdı. Bu arada İstanbul'a her gidiş gelişinde uğradı Ankara'ya ve biz hiç anlamadık askerliği, yarıdan sonra çok güzel geçti biraz yoruldu ve hastalandı ama genelde iyiydi. Ama Şubat ayında Evrim'in yaş günü öncesi biraz bozuşmuşlar ve annesi ile de ben telefonda tartıştık ve nişan bitti ayrıldılar . Askerde çok üzüntülü günler geçirdi , Evrim de zor günler geçirmiştir ve gereksiz yere ayrıldılar. Biz de çok üzüldük ve arada geldiğinde bütün nişanlıkları herşeyi iade ettiler. Temmuz ayının 7 sinde Ayça doğum yaptı iki gün sonra Aytaç geldi askerden. Yine arkadaşlarıyla çalışmaya başladı ama piyasa çok kötüydü işi yapıyorlardı ama para dönüşü olmuyordu. "Birgün geldi Anne ben yurtdışına gidecem " dedi. İnternetten Güriş İnşaat'a ve Mesa İnşaat'a başvurmuş. Hemen bir hafta sonra geri dönüş yaptılar ve Güriş İnşaata Libya'ya eleman arıyorlardı . Hemen ilk görüşmede işe aldılar kısa bir süre sonra gitti. Giderken yine akrabalara 50 kişilik yemek verdim evde. Gitti ve gitmeden önce de Evrim'le görüşmüşler . Evrim de dönmek için niyetliymiş. Havaalanından uğurladık ama iyi bir işe gitmesine rağmen çok üzüldüm. Çok uzak bir yer hemde hiç bilmediğimiz ülke. Orada şantiye içinde kalıyordu.  Ama zoru başardı orada da kendini kabul ettirdi ve başarılı oldu. İki yıldır orda. Evrimle de görüşmelerini kesmediler ve geçen yıl biz barıştık ve evleniyoruz dediler. Mayıs ayında izinli gelince tekrar istemeye gittik 9 Mayıs 2009 da evde nikahlarını yaptık ve 60 kişilik yine yemek verdik. Çok güzel oldu. Geçen Aralık ayında da düğünlerini yaptık. Bu yıl Haziran ayında  Evrim'i de yanına götürdü ve şimdi aynı firmada çalışıyorlar. Küçük bir ev verdiler , arabada var. Ama çok yoğun çalışıyorlar, sosyal hayat hiç yokmuş. Geçen ay Evrim'in annesi gitti oraya , o anlattı hiç beğenmemiş Tropoli'yi.  Bu ayın yirmidokuzunda izinli gelecekler inşallah hayırlısıyla. Aytaç ve Evrim' e bir ömür boyu mutluluklar diliyorum ve onlarla her zaman gurur duyuyorum Allah yollarını hep açık etsin , boy, boy çocukları olsun sağlıkla , sevgiyle nice uzun senelere ............................................