Bu Blogda Ara
23 Kasım 2010 Salı
ANDAÇ/7.7.2008
Ayça, benim büyük kızım , ilk gözağrım ve ben belki de en büyük kötülüğü ona yaptım. Bütün baskıları o gördü. Küçücük yaşta büyük sorumlulukları o aldı. Yüreğine bütün iyilikleri bu kadar sığdırabilen , arkadaşım, sırdaşım , can yoldaşım ama istediği yerde değil . Onun için çok hayallerim vardı, diğer iki çocuğumdan oğlum Aytaç her şeyin en iyisini yaptı ve beni hiç üzmedi. Küçük kızım Gizem ise sessiz sakin biri, bu yıl üniversite son sınıfta o da beni üzmedi. Ama Ayçam hayallerimdeki yerde değil yine de evliliğinde mutlu ve Andacımız var . Ona bize bu sevgiyi yani torun sevgisini yaşattığı için çok teşekkür ederim. Ayça'nın doğumunu anlatmıştım. Çok problemli bir döneme geldi parasal çok sıkıntımız vardı . Beşik bile alamamıştık bir ay televizyon kutusunda yatmıştı ve biz o zaman talebeydik, çalışmıyorduk ve hiç paramız yoktu. Kimse de düşünüp bir beşik bile almamış bilmiyorum ki neden. Annemler zaten uzaktaydılar. Ayten ablam da üç aylık hamile tabi ki kendi çocuğu da olacak önce kendini düşünür. Biz zaten zamansız evlenmiştik. Hamileliğimi çok sağlıklı geçiremedim, stresler, sorunlar ve tabi bir de onbeş gün erken alındı sezeryenle küçükken geçirdiğim trafik kazası nedeniyle normal doğum olamadı. Hastaneye bir gün önce yatırmıştı doktorum Nejdet Erenus. Ne heybetli adamdı , tabi ki Ayten ablamın sayesinde, o zamanlar Numune hastanesinde çalışıyordu ve çok seviliyordu , beni doğum bölümünün şefi kendisi bizzat ameliyat etmişti ve hastanede bir hafta kalmıştım. İlk çocuk mutluluğu var ve Ayten ablam başımda, hergün Yüksel geliyor kirli çamaşırları alıp yıkıyor, ütülüyor ve geri getiriyordu bir hafta boyunca. 2.850 gr. 50 santim doğmuştu. Eve geldiğimiz akşam neden bilmiyoruz yeni emzirip yatağına koymuştum ki nefes almadığını gördüm ve bağırmaya başladım, kendimi yerlere attım öldü diye. Çankaya Yıldız' da on iki sene aynı evde kirada oturduk ve ev sahiplerimiz çok iyi insanlardı , o zamanlar fazla tanımıyoruz ama ilk aklıma evsahibimiz Nezaket abla geldi. Özcan koşup çağırdı ve o birşeyler yaptı damağını falan kaldırdı ve çocuk kendine geldi. Sanıyorum hem erken alınmıştı hemde küçük doğmuştu ondan emerken yoruldu ve damağı kilitlendi. Birgün sonra da sezeryenli halimle elde(Çamaşır makinası yoktu) Ayça'nın çamaşırlarını yıkamış ve sabah altıda balkona asmıştım. O gün çok üşütmüşüm kendimi koruyamadığımdan çok hastalandım ölümlerden döndüm. Doğumdan iki hafta sonra lohusalık hastalığına yakalandım. Doğuma 57 kiloyla gitmiştim sonra otuzdokuz kiloya düşmüştüm. Ayten ablam gelip beni hastaneye götürmüştü ve doktor lohusa humması olduğumu söylemişti , penisilin iğnelerle (Ayten ablam hergün eve gelip yapıyordu.) ayağa kalkabilmiştim. Ayça bir aylıkken bankadan haber geldi Van Şubesine işim oldu ve Biz Özcan' ı Ankara da bırakarak evimizi de bozmadan bir kaç gün içinde uçakla Van'a gittik . Annem o kadar güzel baktı ki hem bana hem de Ayça'ya yedi ay sonra ikimizde çok sağlıklı olarak Ankara'ya döndük. Ayça'nın ilk uğuru daha birinci ayında işe girmem oldu ve ikinci olarak Van'dan Ankara'ya döndüğümüzde hemen işe başlıyacam ve bakıcı yok. Ayten ablam ve Fatma abla(Özcan'ın ablası) oturmuşlar bizim bu durumuz nasıl olacak , çocuğa kim bakacak diye tartışırken oturduğumuz apartmanın kapıcısı Emine abla sanki biliyormuş gibi "çocuğa kim bakacak ben bakabilirim isterseniz , üst kattaki dişçinin çocuğuna da baktım" dedi . Ben de "tamam" dedim. Ertesi gün Ayça'yı Emine Ablaya (ona çocuklar hep anneanne dediler.)bırakıp işe gittim , Emine ablanın beş çocuğu vardı, hep beraber sevgiyle büyüdüler, daha sonra Aytaç'a ve Gizem'e de 9 ay baktı sağolsun bir anne gibi ta ki oradan taşınana kadar. Ayça iki yaşındayken Aytaç doğdu ve biraz kıskanmıştı kardeşini. Aytaç çok sakin bir çocuktu ama Ayça çok müzipti sabah erkenden kalkar ya suları döker ya unları dağıtır , bankadan geldiğim de çantamı alır içindekilerini dağıtır kremleri yüzüne sürerdi. Dokuz aylıkken çantamdaki evlenme cüzdanını yırtmıştı , o gün bu gündür evlenme cüzdanımız yok. Bir keresin de ikibuçuk yaşındayken , köye gidecez, sabah babası tıraş olurken onu seyrediyormuş ve babasının işi bitince tıraş bıçağını almış ve Aytaç'ı tıraş etmişti ve yüzü kan içinde kalmıştı bayram boyunca geçmemişti. Bir hafta sonu Yüksel ve Yılmaz abi Sencer ve Tamer'i bize bırakmış İstanbul'a gitmişlerdi. Ayça dokuz aylık , ben mutfakta börek yapıyorum, onlar da odada oynuyorlardı ve ben beş dakika önce Ayça'yı yanıma almıştım ki odadan bir gürültü geldi ,koşup baktığımda Sencer ve Tamer divanın yastıklarını üstüste koymuşlar üzerine çıkıyorlarmış ve televizyonun üstüne oradan da divana atlıyorlarmış , televizyon devrilmiş ve kapağı yerinden çıkmıştı. Allah Ayça'yı da onları da korudu. Yoksa eğer Ayça'yı almasaydım üzerine düşecekti . Ayça ilk okula 5.5 yaşında başladı , ilk öğretmeni değiştiğinde günlerce ağlamıştı. İkinci öğretmeni Neriman öğretmeni hiç sevmemişti çünkü biraz sertti. Okuma bayramında çekilen resimlerini kaybettiğin de de çok üzülmüştü. o zaman anlamıştım hassas, sulu göz ve merhametli biri olacağını. Aslında zamanında doğsaydı Balık burcu olacaktı ama Kova oldu. İlkokulda dikkati dağınıktı biraz zor öğreniyordu ama çok zekiydi. Beş yıl boyunca hep babasıyla çalıştı. İlkokulu Halide Edip İlkokulu'nda bitirdi. Orta okulu ise iki yıl Çankaya Lisesi'nde son yılı da Eryaman 'da okul birincisi olarak bitirmişti. Lise de ise Tevfik Fikret Lisesini kazanmasına rağmen iki yıl hazırlık var diye vermedik ve Evrensel Koleji Fen Lise'sine kaydını yaptırdık . Matematik kafası çok iyiydi. Lise yılları çok asi geçti. Çok arkadaşı vardı. Her hafta sonu yatılı kız arkadaşı olurdu evde. Birgün sabah bankaya gidiyordum ki evde birşey unuttuğumu farkettim geri döndüğümde kapıda Işıl'ı (Mahalleden arkadaşı) gördüm. "ne işin var burda dedim, cevap veremedi) Meğerse ben bankaya gittiğimde hemen arkadaşlarını eve doldururmuş . Çok iyi ama çok asiydi genç kızlığında hep çatıştık ama aynı zamanda da çok iyi arkadaştık. On beş yaşındayken birgün servisle eve dönerken bayılmıştı. Ve o günden sonra Epilepsi hastası olduğunu yapılan tetkiklerle öğrendiğimiz de çok üzülmüştük. İki yıl ilaç kullandı ve tedaviye cevap verdiğinden ilacı bıraktık. Sonra zaman zaman yine bayıldı ama hiç sorun yaratmadı. Tabi o asilikleri de belki hastalığından ileri geliyordu. Liseyi başarıyla bitirdi üç yıl da dersaneye gitti ama yine de istediği bölüme giremedi diye üniversiteyi bitiremedi. Jeo Fizik Mühendisliği şimdilerde çok popüler ama sevemedi aftan yararlandı ama yine de çalışmadığı için bitiremedi. Bize her ne kadar bitirdim dediyse de daha sonra ortaya çıktı ki meğerse yalan söylemiş. Aklı hep televizyon ,radyo , modellik, mankenlik, bu yüzden bir müddet radyoda( Mavi Radyo) çalıştı . Kanal D nin açtığı güzellik yarışmasında ise Ankara elemesini geçemedi. Çok güzel ve gösterişliydi ve bu tip işleri de iyi yapabilirdi, evlenmeseydi. Dans hocalığı, Milli Piyango çekiliş mankenliği, Mustafa Ayaz'a(ünlü ressam) uzun yıllar modellik yaptı ve bir çok tablosu var ve halen çok değerli tablolar. Tekstil firmalarında modellik ve aerobik hocalığı. Birgün bankaya benim yanıma gelmişti ve genel müdür yardımcımız Cevat bey gelsin bankaya alalım demişti ama ben okulunu bitirmez diye olmaz demiştim , şimdi keşke girseydi zaten okulu da bitiremedi . Özcan da onun için Köy hizmetlerinde kadro açtı ama o diplomayı getiremediğinden başlayamadı işe. Şimdi tabi bunların hepsi boş her çocuk farklı bir yol çiziyor ve o yolda ilerliyor. Belki önümüzde ki yıllarda bitirir okulunu kimbilir. İlk Murat'la internette tanışmış ve Murat Kıbrıs'ta askerdeymiş ve ilk buluşmasına da ben arabayla götürdüm, sonra zaten o zamanlar hiç denetliyemiyordum, aşık olmuş Murat'a çok yoğun yaşıyorlar bizimde kendi sıkıntılarımız varken fırsat bu fırsat onlarda da kalıyor ve arkadaşlıkları çok ilerleyince engel olamadık. Murat'ın ailesi de bu hızlı gelişmeden rahatsız oldu ki ayırmaya kalktılar ama onların aşkı çok güçlüydü. En sonunda çok çeşitli işlere girip çıktılar ama daimi iş yok ve Murat Alanya'ya otellerde çalışmaya gitti. Onbeş gün sonra da Ayça'yı çağırdı. Engel olamadık gidecem dedi ve gitti birbuçuk yıl orada çalıştılar ve 2004'ün Kasım'ında geri döndüler evlenmek istiyorlardı . Bizde elimizden geleni yaptık ,ailesi de öyle 30.4.2005 de de evlediler. Bir gün önce Göksupark'ta Gemi restorant da kına gecesini biz yaptık. Çok güzel oldu ertesi gün de Murat'ın ailesi düğün yaptılar. İki buçuk aylık evliyken de kendi dükkanlarını açtılar. Andaç'a hamile kaldığında hepimizi çok mutlu etti . Hayatımızın en büyük hediyesini verdiler bize. Hamileliği çok rahat geçti. Son aya kadar çalıştı. Doğum iznine ayrıldıktan sonra işleri bozuldu ve Murat tek başına yapamadı yanına birilerini aldı ama onlarda batırdılar. Ayça mecburen sekiz ay sonra döndü dükkana cep telefonu , bilgisayar ve uydu yazılımı üzerine çalışıyorlardı. Bu defa kozmetik işi de yaptılar. Ama batan dükkanı kurtaramadılar. Daha fazla batmamak için kapatmak zorunda kaldılar. Andacımız şimdi 29 aylık olacak. Çok sevimli herşeyi konuşuyor artık evimizin neşesi. Tabi şimdi birde Andaç'a kardeş geliyor. Ayça iki sene iptal çocuklarına bakacak işe giremez artık. Herkesin bir kaderi var hiç bir şey için zorlamamak lazım herkes kaderini yaşar.............................................
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder