Bu Blogda Ara

7 Aralık 2010 Salı

AYTAÇ(18.3.1980)

İlk hamileliğimde Özcan oğlum, oğlum diye severken Ayça doğdu. Hastanede yanımda laz bir kadın yatıyordu. O da benden oğlan beklerken(o zamanlar ultrason yok tabiki) kız olunca  bir daha benimle  konuşmadı, meğerse kızlar çok eziyet çektikleri için istemezmiş, ben sorduğumda öyle demişti. Mahmut abinin de(kayınbiraderim) iki kızı vardı ve oğlan çocuğu çok istiyordu ve bana sen oğlan doğur dile benden ne dilersen demişti ama hastaneye gelip benim kız doğurduğumu görünce eliyle olumsuz bir hareket yapmıştı. Aytaç'tan bir yıl sonra onlarında bir oğulları oldu. Aytaç'a  hamile kaldığımda köydeydik , Özcan o gece rüyasında annesini görmüş "müjde oğlum demiş bir oğlun oldu, çok akıllı olacak ve büyük bir adam olacak " demiş. Sabahta bana rüyayı anlattı. Ve gerçekten dönüşte günüm geçince doktora gittik ve hamile olduğumu öğrendik. Hamileliğimi istediğimiz için çok iyi bir hamilelik geçirdim, Ayça'da yaşadığım sıkıntılarım yoktu hiç. 58 kiloyla doğuma gitmiş, 3100 gr 52 cm bir bebek doğurmuştum. Doğum iznine ayrıldıktan bir kaç gün sonra doğuma daha 10 gün varken birgün Tülay' ı(Fatma abla'nın kızı) aradım" beraber Ulus'a alışverişe gidelim mi?"dedim. O da tamam dedi biz buluşup gittik. Hafif hafif sancılarım vardı, doğum sancısını bilmediğim için üşüttüm herhalde dedim pek önemsemedim. Biz alışverişi yaptık ve benim sancılarım sıklaşmaya başladı. Hemen oradan bir taksiye bindik ve eve geldik. Henüz hiç bir hazırlığım yoktu ,hemen valizimi hazırladım. Özcan'ı aradım hemen geldi eve, doktorum Erol Alpay'ı aradık sancılar çok sıklaşırsa hastaneye gelirsiniz dedi. Biraz dayandım gece bire kadar ama sancılarım daha da dayanılmaz olunca Özcan'ın ablası Fatma ablayı aradık o da bizimle geldi ve hastaneye gitmek üzere çıktık evden. Numune hastanesine giderken yolda askerler durdurdu ,1980 darbesi yapılmıştı ve sokağa çıkma yasağı vardı , özel izinle taksiyle gittik. Sabaha kadar muayene ettiler ama henüz doğum başlamadığı için doktorum Erol Alpay da bekleyin demiş. Sabaha kadar sancıları çektim. sabah saat 9 da Erol bey geldi , dokuzbuçukta da ameliyata aldılar. Ameliyathanede sadece bayılma anını bir de ayılma anını hatırlıyorum. Sezeryenin en kötü yanı bu zaten hem sancı da çekmiştim bu defa. Ayıldığımda oğlan olduğunu söylediler ve hemen kucağıma verdiler yoğun bakımda yumuk yumuk japon suratlı birşeydi ve simsiyah  gür saçlar , beyaz tenli bir bebekti. Özcan havalara uçuyordu tabi ben de çok mutluydum. Hastanede Ayça'nın doğumunda olduğu gibi yine bir hafta yattım, hergün görümcemler geliyor ve çamaşırları alıp yıkayp ütüleyip getiriyorlardı. Aytaç çok usluydu ve hep uyuyordu. Birgün Ayça'yı da getirmişlerdi  ziyarete tombik tombik bir şeydi. kucağına verdim Aytaç'ı nasıl sevinmişti ve hiç kıskanmamıştı sonra eve geldikten sonra çok kıskanmıştı ve artık  tuvaletini söylemesine rağmen yeniden 3.5 yaşına kadar altına yapmıştı. Doğumlarım sezeryenle olduğu için doğum sonrası altmış gün izin kullanıyordum. Bir ay da ücretsiz izin kullanmıştım ve Aytaç üç aylık olmuştu. Süt iznine öğlen gidiyordum ve ikide de tekrar bankaya dönüyordum. Ev Çankaya Yıldız semtindeydi ve Ulus'tan gidene kadar sütlerim hep akardı ve süt düğümlenmesi denilen bir olay gelmişti başıma. Tek göğsümden emmemeye başladı ve antibiyotik kullandığım içinde Aytaç hep allerji olmuştu. Göğsümdeki süt kanallarının tıkanması iltihaba dönşmüş ve çok acı veriyordu . Aytaç artık süt emmiyordu. Artık dayanamadım  doktora gittik ve  hastanede göğsümü  bıçakla yararak iltihabı akıttılar ama ertesi günde başka yerden delindi. Aytaçta bir hafta sonra tekrar emmeye başladı ve ikibuçuk yaşına kadar emdi tek göğüsten emdi çünkü süt kanallarını kesmişler bir daha tek göğüsten süt gelmedi ve Gizem de tek göğüsten emmişti. Ama sütüm verimli olduğundan çok yarıyordu , 3 aylıkken ek gıdaya da başlamıştım. Altı aylıkken on kiloydu. Emmeyi bıraktıktan sonrada günde dört bardak süt içerdi , Ayça da o da çok iyi yerlerdi ve kiloluydular. Sonra o kilolar boy olarak geri döndü. Aytacın çocukluğu çok sakin geçti. Kendi kendine oynamayı çok severdi, saatlerce arabalarıyla oynardı, okula başladıktan sonra da derslerinde çok başarılıydı ve hep kendi yapardı ödevlerini. Kendi kendine futbol takımları kurmuş onlarla futbol oynatırdı. O zamandan belliydi spora, futbola  meraklı olacağı. tüm tahsili boyunca basket, futbol , tenis, yüzme spor dallarının hepsini yaptı. Halen halı saha maçları yapar arkadaşlarıyla. Koyu Galatasaraylıdır. İlk okul dördüncü sınıfa kadar anaokulu da dahil Çankaya ilkokulunda okudu. Aytaç'ın okuma bayramına gidememiştim çünkü Gizem'in doğumuna denk gelmişti benim hastaneden çıktığım gün olmuştu . Canım benim çok başarılıydı ve ilkokul beşe geçtiği yaz 30 Ağustos 1990 da Eryamandaki evimize taşındığımızda öğretmeni Gülşen Tekeş çok yalvarmıştı , çok başarılı çocuk almayın okulu burada bitirsin demişti. Ama şehir dışından gidip gelmesi zor olur diye almak zorunda kalmıştık . Aytaç çok başarılı olduğu için farketmemişti ve orta okulda TED kolejinin sınavını kazanmıştı. Yedi yıl hazırlık dahil çok başarılı aynı zamanda çok efendi, popüler öğretmenleri tarafından çok sevilen bir öğrenciydi. Hiç bir zaman bize sorun olmadı ama içine kapanıp bir çocuktu. İlk okul üçteyken birgün okuldan geldikten sonra beni aramıştı "anne karnım çok ağrıyor diye, ben de okulda birşey dokunmuştur oğlum demiştim" ama meğerse apandisiti patlama noktasına gelmiş çocuğumun, hemen izin alıp eve gelmiştim, Özcanda geldi beraber bankanın doktoruna götürdük. Mualla hn bizi Sami Ulus Çocuk hastanesine sevketmişti, orada muayenenin ardından eve göndermişlerdi. O geceyi çok zor geçitmişti sabaha kadar. Sabah tekrar Mualla hanıma götürmüştük , o da apandisit olabilir diye bir arkadaşına göndermişti, o zaman patlamak üzere Çankaya hastanesinde akşam altı gibi ameliyata almıştı ve gerçekten patlamış ama hemen müdahale edildiği için kurtulmuştu canım. Dokuz yaşında ameliyat olmuştu. İlk okulu bitirdiğinde de sünnet düğününü yapmıştık . 1 temmuz 1992 de birgün önce sünnet edilmiş, evde akrabalara mevlüt okutmuş ertesi günde Çankaya Bizon restoranda 200 kişilik bir sünnet düğünü yapmıştık . Çok kalabalıktı 300 kişi gelmişti ,davetsiz gelenlerde vardı içerisi çok dolu olduğundan almamıştı gelenlerin bazısı görüp gitmek zorunda kalmıştı. Çok güzel bir sünnet düğünü olmuştu ve senelerce konuşulmuştu taki nişanına kadar. Herşeyi çok rast giden bir çocuktu. Liseyi bitirdiğinde de mezuniyet balosu için herşey çok düzenli olmuştu. Kep giyme törenini ondokuz mayıs stadyumunda yapmışlardı çok gururlanmıştım. Üniversite imtihanlarına çok iyi çalışmıştı , dersanede çok başarılıydı. İnşaat Mühendisliğini istiyordu ama benim hatırıma tercihlerini yaparken Gazi Mimarlık yazmıştı . Ve orayı kazandı, o yıl ben emekli olmuştum istemeden. Aslında çok zamansız olmuştu çocuklarım hiç istememişlerdi, Aytaç yeni okula girmişti ve tam ihtiyacı olduğu zaman,  çok üzgünüm ama üniversite boyunca hep çalıştı. Sencer abisi ona iş ayarladı Allah rahmet etsin, nur içinde yatsın çok iyi bir insandı. İlk işi bir mimarlık bürosundaydı ve İstanbul yolundaki Liva pastanesini tasarlamıştı. İlk tecrübesini ikinci sınıftayken yaşamıştı. Okula ilk girdiğinde jürilerde ağladığını ve hocanın eleştirileri karşısında çizimlerini yırttığını söylemişti ama sonra öyle başarılı oldu ki okuldaki sunumları hep o yaptı. İkinci işini yine Sencer ayarlamıştı . Enkay diye büyük bir fabrikada çalışıyordu ve günde 50 km yol yapıyordu. Orada da binalara mutfak dolapları ve kapı, pencere yapıyorlardı. Bir buçuk yıl çalıştı ve okulu bitirdiğinde de Sencer kendi çalıştığı Elit inşaat firmasına yanına aldı ve üçbuçuk yıl askere gidene kadar orada çalıştı. Sencer İnşaat mühendisiydi ve çok faydası oldu. Aytacın yetişmesinde ama aniden 2004 yılında hastalandı ve 16.3.2007 de kaybettik. İki buçuk yıl direnebildi hastalığına ve aslan gibi çocuk günden güne eridi. Çok değerli bir insandı yeri hiç bir zaman doldurulamayacak. Sencer abisi hastalanınca sorumluluk onun üzerine kaldı. Çok yoğun çalışıyordu ama nedense Sencerden sonra çalışmak istemedi orada. Okulu bitirdikten sonra ona bir fal bakmıştım ve siyah saçlı isminde ş harfi olan beyaz tenli bir kızla tanışacağını söylemiştim. Ertesi gün geldi "Anne senin söylediğin kızı okulda gördüm ama yanında biri var , sanıyorum erkek arkadaşı var "dedi. Ama meğerse birbirlerini izliyorlarmış, bir hafta sonra ders çalışmak için baktım almış eve getirmiş . O gün den sonra arkadaşlıkları başladı. İki yıl sürdü arkadaşlıkları ve aileler tanıştı , istemeye gittik. Kimseyi çağırmadık Ayça , Murat, Gizem Aytaç ben ve Özcan , onlarda da kimse yoktu. Ondan sonra hep iyiydiler bir problem yoktu. Nişan yapmıyacaz dediler ailesi ve düğünü ortak yapacaktık. Ama birden bire ani karar değişikliği yaptılar . 18.Kasım 2006  da nişan için karar verildi. Çok zamansız olmuştu ama yine de ses çıkarmadık kabul ettik. Nişan askeriye de oldu güzeldi ama biz Evrim'in annesiyle biraz yanlış anlamadan dolayı tatsızlıklar yaşadığımızdan nişan da ailelerin arası pek iyi değildi. Çok bir araya gelmedik ama Evrim'in annesi yinede samimi görünmeye çalışıyordu kimse anlamasın diye. Murat sakallı geldiği için olay olmuştu içeri almışlardı ama sonra farkedince çıkardılar ..Ayça'da bu yüzden erken gitmek zorunda kalmıştı onunla. Nişandan sonra  ve Sencer'in ölümüyle Elit inşaatta kalmak istemeyen Aytaç işten ayrıldı ve okuldan arkadaşları Selim, Burak, ve Gökhan'la Çankaya'da Ankira Grup diye bir şirket kurdular. Nişan , şirket üstüste geldi , birde ev ödüyoruz , Gizem de özel okulda okuyordu .Tam da durumlar kritik Aytaç "ben askere gidecem" dedi. 2007 nin Ağustosunda karar aldırdı ve sınav sonucunda bir yıllık askerlik oldu. Acemi birlik Yalova'ya çıktı. 5 Ağustosta  evde bütün akrabalara yemek verdim. Onbeş günlük acemiliğin sonunda yemin törenine gittik. Evrim de bizimle geldi. Denizci oldukları için kıyafetleri, yemin törenleri   çok güzeldi  çok gururlandık. Aytaca da çok yakışmıştı. Dağıtım arası onbeş gün izin verdiler ve biz hep beraber döndük. Daha sonra Aytaç birinci olduğu için Marmaris'i seçmişti ve hep beraber döndük 15 gün izni vardı ve daha sonra Marmaris'e gitti. İlk Misafirhaneye yerleşmiş, yine mesleği ile ilgili bölümde görevlendirmişler. Önce çok zorluklar çekti . Giderken Evrim ve ailesi ve biz hep beraber uğurladık. İlk defa ayrılıyor bu kadar uzun ve askerlik ne de olsa herşeyden mahrum, nişanlısından , ailesinden ayrı zor geçer tabi ki. Ama şansına çok başarılı olduğu için bazı üstlerinin uğraşmasına rağmen oğlum orada da farkedildi ve İstanbul Heybeli ada da bir plaj tasarladı ve yaptırdı. Bu arada İstanbul'a her gidiş gelişinde uğradı Ankara'ya ve biz hiç anlamadık askerliği, yarıdan sonra çok güzel geçti biraz yoruldu ve hastalandı ama genelde iyiydi. Ama Şubat ayında Evrim'in yaş günü öncesi biraz bozuşmuşlar ve annesi ile de ben telefonda tartıştık ve nişan bitti ayrıldılar . Askerde çok üzüntülü günler geçirdi , Evrim de zor günler geçirmiştir ve gereksiz yere ayrıldılar. Biz de çok üzüldük ve arada geldiğinde bütün nişanlıkları herşeyi iade ettiler. Temmuz ayının 7 sinde Ayça doğum yaptı iki gün sonra Aytaç geldi askerden. Yine arkadaşlarıyla çalışmaya başladı ama piyasa çok kötüydü işi yapıyorlardı ama para dönüşü olmuyordu. "Birgün geldi Anne ben yurtdışına gidecem " dedi. İnternetten Güriş İnşaat'a ve Mesa İnşaat'a başvurmuş. Hemen bir hafta sonra geri dönüş yaptılar ve Güriş İnşaata Libya'ya eleman arıyorlardı . Hemen ilk görüşmede işe aldılar kısa bir süre sonra gitti. Giderken yine akrabalara 50 kişilik yemek verdim evde. Gitti ve gitmeden önce de Evrim'le görüşmüşler . Evrim de dönmek için niyetliymiş. Havaalanından uğurladık ama iyi bir işe gitmesine rağmen çok üzüldüm. Çok uzak bir yer hemde hiç bilmediğimiz ülke. Orada şantiye içinde kalıyordu.  Ama zoru başardı orada da kendini kabul ettirdi ve başarılı oldu. İki yıldır orda. Evrimle de görüşmelerini kesmediler ve geçen yıl biz barıştık ve evleniyoruz dediler. Mayıs ayında izinli gelince tekrar istemeye gittik 9 Mayıs 2009 da evde nikahlarını yaptık ve 60 kişilik yine yemek verdik. Çok güzel oldu. Geçen Aralık ayında da düğünlerini yaptık. Bu yıl Haziran ayında  Evrim'i de yanına götürdü ve şimdi aynı firmada çalışıyorlar. Küçük bir ev verdiler , arabada var. Ama çok yoğun çalışıyorlar, sosyal hayat hiç yokmuş. Geçen ay Evrim'in annesi gitti oraya , o anlattı hiç beğenmemiş Tropoli'yi.  Bu ayın yirmidokuzunda izinli gelecekler inşallah hayırlısıyla. Aytaç ve Evrim' e bir ömür boyu mutluluklar diliyorum ve onlarla her zaman gurur duyuyorum Allah yollarını hep açık etsin , boy, boy çocukları olsun sağlıkla , sevgiyle nice uzun senelere ............................................

23 Kasım 2010 Salı

ANDAÇ/7.7.2008

Ayça,  benim büyük kızım , ilk gözağrım ve ben belki de en büyük kötülüğü ona yaptım. Bütün baskıları o gördü. Küçücük yaşta büyük sorumlulukları o aldı. Yüreğine bütün iyilikleri bu kadar sığdırabilen , arkadaşım, sırdaşım , can yoldaşım ama istediği yerde değil . Onun için çok hayallerim vardı, diğer iki çocuğumdan  oğlum Aytaç her şeyin en iyisini yaptı ve beni hiç üzmedi. Küçük kızım Gizem ise sessiz sakin biri, bu yıl üniversite son sınıfta o da beni üzmedi. Ama Ayçam hayallerimdeki yerde değil yine de evliliğinde mutlu ve Andacımız var . Ona bize bu sevgiyi yani torun sevgisini yaşattığı için çok teşekkür ederim. Ayça'nın doğumunu anlatmıştım. Çok problemli bir döneme geldi parasal çok sıkıntımız vardı . Beşik bile alamamıştık  bir ay televizyon kutusunda yatmıştı ve biz o zaman talebeydik, çalışmıyorduk ve hiç paramız yoktu. Kimse de düşünüp bir beşik bile almamış bilmiyorum ki neden. Annemler zaten uzaktaydılar. Ayten ablam da üç aylık hamile tabi ki kendi çocuğu da olacak önce kendini düşünür. Biz zaten zamansız evlenmiştik. Hamileliğimi çok sağlıklı geçiremedim, stresler, sorunlar ve tabi bir de onbeş gün erken alındı sezeryenle  küçükken geçirdiğim trafik kazası nedeniyle normal doğum olamadı. Hastaneye bir gün önce yatırmıştı doktorum Nejdet Erenus. Ne heybetli adamdı , tabi ki Ayten ablamın sayesinde, o zamanlar Numune hastanesinde çalışıyordu ve çok seviliyordu , beni doğum bölümünün şefi kendisi bizzat ameliyat etmişti ve hastanede bir hafta kalmıştım. İlk çocuk mutluluğu var ve Ayten ablam başımda, hergün Yüksel geliyor kirli çamaşırları alıp yıkıyor,  ütülüyor ve geri getiriyordu bir hafta boyunca. 2.850 gr. 50 santim doğmuştu. Eve geldiğimiz akşam neden bilmiyoruz yeni emzirip yatağına koymuştum ki nefes almadığını gördüm ve bağırmaya başladım, kendimi yerlere attım öldü diye. Çankaya Yıldız' da on iki sene aynı evde kirada oturduk ve ev sahiplerimiz çok iyi insanlardı , o zamanlar fazla tanımıyoruz ama ilk aklıma evsahibimiz  Nezaket abla geldi. Özcan koşup çağırdı ve  o birşeyler yaptı damağını falan kaldırdı ve çocuk kendine geldi. Sanıyorum hem erken alınmıştı hemde küçük doğmuştu ondan emerken yoruldu ve damağı kilitlendi. Birgün sonra da sezeryenli halimle elde(Çamaşır makinası yoktu) Ayça'nın çamaşırlarını yıkamış ve sabah altıda balkona asmıştım. O gün çok üşütmüşüm kendimi koruyamadığımdan çok hastalandım ölümlerden döndüm. Doğumdan iki hafta sonra lohusalık hastalığına yakalandım. Doğuma 57 kiloyla gitmiştim sonra  otuzdokuz kiloya düşmüştüm. Ayten ablam gelip beni hastaneye götürmüştü ve doktor lohusa humması olduğumu söylemişti , penisilin iğnelerle (Ayten ablam hergün eve gelip yapıyordu.) ayağa kalkabilmiştim. Ayça bir aylıkken bankadan haber geldi Van Şubesine  işim oldu ve Biz Özcan' ı Ankara da bırakarak evimizi de bozmadan bir kaç gün içinde  uçakla Van'a gittik . Annem o kadar güzel baktı ki hem bana hem de Ayça'ya yedi ay sonra ikimizde  çok sağlıklı olarak Ankara'ya döndük. Ayça'nın ilk uğuru daha birinci ayında işe girmem oldu ve ikinci olarak Van'dan Ankara'ya döndüğümüzde hemen işe başlıyacam ve bakıcı yok. Ayten ablam ve Fatma abla(Özcan'ın ablası) oturmuşlar bizim bu durumuz nasıl olacak , çocuğa kim bakacak diye tartışırken oturduğumuz apartmanın kapıcısı Emine abla sanki biliyormuş gibi "çocuğa kim bakacak ben bakabilirim isterseniz , üst kattaki dişçinin  çocuğuna da baktım" dedi . Ben de "tamam" dedim.  Ertesi gün  Ayça'yı Emine Ablaya (ona çocuklar hep anneanne dediler.)bırakıp işe gittim  , Emine ablanın beş çocuğu vardı, hep beraber sevgiyle büyüdüler, daha sonra Aytaç'a  ve Gizem'e de 9 ay  baktı sağolsun bir anne gibi ta ki oradan taşınana kadar. Ayça  iki yaşındayken Aytaç doğdu ve biraz kıskanmıştı kardeşini. Aytaç çok sakin bir çocuktu ama  Ayça çok müzipti sabah erkenden kalkar ya suları döker  ya unları dağıtır , bankadan geldiğim de çantamı alır içindekilerini dağıtır kremleri yüzüne sürerdi. Dokuz aylıkken çantamdaki evlenme cüzdanını yırtmıştı , o gün bu gündür evlenme cüzdanımız yok. Bir keresin de  ikibuçuk yaşındayken , köye gidecez, sabah babası  tıraş olurken onu seyrediyormuş ve babasının işi bitince  tıraş bıçağını almış ve Aytaç'ı tıraş etmişti  ve yüzü kan içinde kalmıştı bayram boyunca geçmemişti. Bir hafta sonu Yüksel ve Yılmaz abi Sencer ve Tamer'i bize bırakmış İstanbul'a gitmişlerdi. Ayça dokuz aylık , ben mutfakta börek yapıyorum, onlar da odada oynuyorlardı ve ben beş dakika önce Ayça'yı yanıma almıştım ki odadan bir gürültü geldi ,koşup baktığımda Sencer ve Tamer divanın yastıklarını üstüste koymuşlar üzerine çıkıyorlarmış ve televizyonun üstüne oradan da divana atlıyorlarmış , televizyon devrilmiş ve kapağı yerinden çıkmıştı. Allah Ayça'yı da onları da  korudu. Yoksa eğer Ayça'yı almasaydım üzerine düşecekti . Ayça ilk okula 5.5 yaşında başladı , ilk öğretmeni değiştiğinde günlerce ağlamıştı. İkinci öğretmeni Neriman öğretmeni hiç sevmemişti çünkü biraz sertti. Okuma bayramında çekilen resimlerini kaybettiğin de de çok üzülmüştü. o zaman anlamıştım hassas, sulu göz ve merhametli biri olacağını. Aslında zamanında doğsaydı Balık burcu olacaktı ama Kova oldu. İlkokulda dikkati dağınıktı biraz zor öğreniyordu ama çok zekiydi. Beş yıl boyunca hep babasıyla çalıştı. İlkokulu Halide Edip İlkokulu'nda bitirdi. Orta okulu ise iki yıl Çankaya Lisesi'nde son yılı da Eryaman 'da okul birincisi olarak bitirmişti. Lise de ise Tevfik Fikret Lisesini kazanmasına rağmen iki yıl hazırlık var diye vermedik ve Evrensel Koleji Fen Lise'sine kaydını yaptırdık . Matematik kafası çok iyiydi. Lise yılları çok asi geçti. Çok arkadaşı vardı. Her hafta sonu yatılı kız arkadaşı olurdu evde. Birgün sabah bankaya gidiyordum ki evde birşey unuttuğumu farkettim geri döndüğümde kapıda Işıl'ı (Mahalleden arkadaşı) gördüm. "ne işin var burda dedim, cevap veremedi) Meğerse ben bankaya gittiğimde hemen arkadaşlarını eve doldururmuş .  Çok iyi ama çok asiydi genç kızlığında hep çatıştık ama aynı zamanda da  çok iyi arkadaştık. On beş yaşındayken birgün servisle eve dönerken bayılmıştı. Ve o günden sonra Epilepsi hastası olduğunu yapılan tetkiklerle öğrendiğimiz de çok üzülmüştük. İki yıl ilaç kullandı ve tedaviye cevap verdiğinden ilacı bıraktık. Sonra zaman zaman yine bayıldı ama hiç sorun yaratmadı. Tabi o asilikleri de belki hastalığından ileri geliyordu. Liseyi başarıyla bitirdi üç yıl da dersaneye gitti ama yine de istediği bölüme giremedi diye üniversiteyi bitiremedi. Jeo Fizik Mühendisliği şimdilerde çok popüler ama sevemedi aftan yararlandı ama yine de çalışmadığı için  bitiremedi. Bize her ne kadar bitirdim dediyse de daha sonra ortaya çıktı ki meğerse yalan söylemiş. Aklı hep televizyon ,radyo , modellik, mankenlik, bu yüzden bir müddet radyoda( Mavi Radyo) çalıştı . Kanal D nin açtığı güzellik yarışmasında ise Ankara elemesini geçemedi. Çok güzel ve gösterişliydi ve bu tip işleri de iyi yapabilirdi,  evlenmeseydi. Dans hocalığı, Milli Piyango çekiliş mankenliği, Mustafa Ayaz'a(ünlü ressam) uzun yıllar modellik yaptı ve bir çok tablosu var ve halen çok değerli tablolar. Tekstil firmalarında modellik ve aerobik hocalığı. Birgün bankaya benim yanıma gelmişti ve genel müdür yardımcımız Cevat bey gelsin bankaya alalım demişti ama ben okulunu bitirmez diye olmaz demiştim , şimdi keşke girseydi zaten okulu da bitiremedi . Özcan da onun için Köy hizmetlerinde kadro açtı ama o diplomayı getiremediğinden başlayamadı işe. Şimdi tabi bunların hepsi boş her çocuk farklı bir yol çiziyor ve o yolda ilerliyor. Belki önümüzde ki yıllarda bitirir okulunu kimbilir.  İlk Murat'la internette tanışmış ve Murat Kıbrıs'ta askerdeymiş ve ilk buluşmasına da ben arabayla götürdüm, sonra zaten o zamanlar hiç denetliyemiyordum, aşık olmuş Murat'a çok yoğun yaşıyorlar bizimde kendi sıkıntılarımız varken fırsat bu fırsat onlarda da kalıyor ve arkadaşlıkları çok ilerleyince engel olamadık. Murat'ın ailesi de bu hızlı gelişmeden rahatsız oldu ki ayırmaya kalktılar ama onların aşkı çok güçlüydü. En sonunda çok çeşitli işlere girip çıktılar ama daimi iş yok ve Murat Alanya'ya otellerde çalışmaya gitti. Onbeş gün sonra da Ayça'yı çağırdı. Engel olamadık gidecem dedi ve gitti birbuçuk yıl orada çalıştılar ve 2004'ün Kasım'ında geri döndüler evlenmek istiyorlardı . Bizde elimizden geleni yaptık ,ailesi de öyle 30.4.2005 de de evlediler. Bir gün önce Göksupark'ta Gemi restorant da kına gecesini biz yaptık. Çok güzel oldu ertesi gün de Murat'ın ailesi düğün yaptılar. İki buçuk aylık evliyken de kendi dükkanlarını açtılar. Andaç'a hamile kaldığında hepimizi çok mutlu etti . Hayatımızın en büyük hediyesini verdiler bize. Hamileliği çok rahat geçti. Son aya kadar çalıştı. Doğum iznine ayrıldıktan sonra işleri bozuldu ve Murat tek başına yapamadı yanına birilerini aldı ama onlarda batırdılar. Ayça mecburen sekiz ay sonra  döndü dükkana cep telefonu , bilgisayar ve uydu yazılımı üzerine çalışıyorlardı. Bu defa kozmetik işi de yaptılar. Ama batan dükkanı kurtaramadılar. Daha fazla batmamak için kapatmak zorunda kaldılar. Andacımız şimdi 29 aylık olacak. Çok sevimli herşeyi konuşuyor artık evimizin neşesi. Tabi şimdi birde Andaç'a kardeş geliyor. Ayça  iki sene iptal çocuklarına bakacak işe giremez artık. Herkesin bir kaderi var hiç bir şey için zorlamamak lazım herkes kaderini yaşar.............................................

20 Ekim 2010 Çarşamba

YAĞMUR

Mevsimlerden sonbahar Ekim'in yirmisi. Güzel mevsim sonbahar hep hüzünlü aynı zamanda da hep iyi şeyleri anımsatır bana. Yağmur yağıyor bugün yine günlerdir olduğu gibi . Birşeyleri yıkayıp arındırıyor sanki. Evde Püskül(kedimiz) gibi kıvrılıp yorganın altına yatası geliyor insanın. Çalışırken hep bu günleri özlerdim,  ah bir evde olsam da şöyle bir ayaklarımı uzatsam derdim çok yorulduğum zamanlar . Çünkü çok yoğun çalışırdık bankadayken ve üç çocuk , koşuşturma,  geceleri uykusuz işe gitmeler, evde yapılacak işler genellikle geceye sarkardı gece yarılarına kadar çamaşır, ertesi günün yemeği arı gibi dolaşır dururdum. Şimdi de keyfi uyuyamıyorum. Yağmurun sesi çok güzel, 1975 yılında yengemle  Giresun'a gittiğimizde Tirebolu'da çise çise yağan yağmurun ne kadar huzur veren, arındıran bir doğa olayı olduğunu ilk defa farketmiştim . Çocukken de göl kenarında oturduğumuzdan rüzgar , gölün dalgaları(Van Gölü deniz gibi dalgalıdır adeta ) ve yağmur bana çok güzel duyguları çağrıştırırdı. Ruhumun huzurla dolduğunu hissederim her yağmur yağdığında. Ruh ve beden aynı frekansta hareket etmesi gerekiyor iç huzuru yakalayabilmek için , yağmur işte benim için iç huzuru. Ben de bu huzuru evde ve dışarda yağmur yağarken buluyorum. Tabi yağmurun neden olduğu seller ve bundan mağdur olan insanların sıkıntıları beni de çok üzüyor. Herşeyin aşırısı gibi yağmurun da çok yağması sorunlara neden oluyor. Sadece bizim ülkemizde değil bütün dünyada aynı sorun üzücü. Sıcacık çaylar cam önünde yağmur yağarken içildiğinde daha bir keyifli geliyor insana. En güzel duygularımı onunla yaşıyorum ,yazıyorum , seviyorum yağmuru herşeye rağmen. Yürümeyi de seviyorum yağmur altında şemsiyesiz ama. Yağmurun sesine bak aşka davet ediyor, cama vuran her damla beni harap ediyor.............................................

10 Ekim 2010 Pazar

KÖYDE YAŞAMA HAYALİ

İlk  defa evlendiğimizin birinci haftasında gitmiştik Özcan'ın köyüne. 7 aylık hamileyim ve hava alabildiğine soğuk kara kış yani. Ama o kadar aşığız ki birbirimize soğuk bizi etkilemiyordu çünkü öyle bir sarılıyorduk ki birbirimize sevgiyle sıcacık. Küçük iki oda, mutfak, salon ve banyo tuvalet . Ama koşullar hep aynı o yıllarda . Yine de küçücük evlere sığardık ne kadar kalabalık olursak olalım. Yüreklerimiz büyüktü, şimdi evler kocaman koşullar çok çok iyi maddi durumlar çok çok iyi ama hiç de yürekler o kadar kocaman değil. Özcan'ın babası nikahımıza gelememişti, biz de el öpmeye gitmiştik. O zaman sevdiğim adamın köyü, evi ,babası ve ailesini çok sevmiştim. Daha sonra ki yıllarda her bayram da gittik oraya. Çocuklar da çok sevdiler . Hep ev yaptıralım diyordu Özcan ama ben karşı çıkıyordum . 1997 yılında artık karşı koyamadım ve çocukluktan beri hayali olduğu için köyün en tepesindeki araziye yaptırdık evimizi. Ev yapılırken bankada çalışıyordum. Ve her hafta gittik hemen hemen Aktekke köyüne. Herşeyi ikimiz planladık.aldık, yaptık. Şimdi de devamlı orada yaşamayı planlıyoruz eğer sağlığımız iyi olursa . Gizem de okulunu hayırlısıyla bitirir. Sebze yetiştireceğiz orada , meyve bahçeleri yapacağız. Çocuklarımız gelecek ve tabiki dostlarımız , sevdiklerimiz. Orada yaşlanmak istiyoruz. Hayali bile güzel belki bir de inek alırız , tavuklarımız, kazlarımız ,ördeklerimiz olur. Mütevazi ve doğal bir yaşam sürdürmek istiyoruz orada. Allah hayalimizi gerçekleştirebileceğimiz zamanı bize verir inşallah. Herşeyin daha güzel olmasını umuyorum.................................

24 Eylül 2010 Cuma

ÇOCUKLAR

Tanrı'nın bize emanetleri ve biz onları öylesine sahipleniyoruz ki bizim gibi,  bizim değiller aslında ve yaşamımızı onlara bağımlı olarak yaşarsak hayal kırıklığına uğrarız. İlk olarak Ayça'nın hamileliğini yaşadığım da yaz tatilindeydim . Özcan memleketine(Samsun - Bafra) , ben de Van'a gitmiştim . Zaten sadece yaz tatillerinde ayrılıyorduk. Midem bulanıyor, yemeklerden iğreniyordum ve canım koruk üzümü istiyordu. Et ve sarımsak kokusuna dayanamıyordum. Ama henüz tanımlayamadığım bir duygu olduğundan ozamanlar hemşirelikte okuyan Ayşe'ye sormuştum ve o da beni muayene(karnımdan) etmişti ve kesin hamile olduğumu söylemişti. Aslında biz Özcan'la tam anlamıyla birlikte olmamıştık ve bu çocuk nasıl olabilirdi çok şaşırmıştım. Özcan'la mektuplaşıyorduk hiç bir haberleşme yolu olmadığından arada da telgraf çekiyorduk birbirimize hemen ona haber verdim o da şaşımış ve inanamamıştı . Biz bu durumu kabullenip çözüm yollları bulmak için Ankara'ya gelene kadar iki üç aylık olmuştu bebek. Ve buluştuk Ayten ablam beni Numune hastanesine götürdü orada bebek olduğu kesinleşti. Özcan'la  o yaz nişan yapacakken mecburen evlenmeye karar verdik. Çok mutluyduk aslında ama planlarımız bozulacaktı. Ben o yaz Merkez Bankasına da müracaat etmiştim. Yazılı sınavları kazanmıştım ve sözlü sınava çağırmışlardı bebek bu arada altı aylık olmuştu. Uçakta yer bulamadık ve Özcan ben seni götürürüm demişti. Ve beraber Van' a gittik . Zor bir yolculuktu ama biz çok mutluyduk çok güzel geçmişti yolculuğumuz. Sınavım da iyi geçti beraber döndük ve gerçekten Tanrı yardım ediyordu bir şekilde. Sorunlar pek altından kalkacak gibi değildi ama işlerimiz rast gidiyordu.. Ailelerin kabullenmesi o devirde çok zor bir şeydi. Ama biz birbirimizi çok seviyorduk ve herşeye göğüs gerdik. En çok ta Yüksel'in ve Ayten'in emekleri var bana çok yardımcı oldular . Yurttan ayrılmıştım zaten Ayten ablam evlenmişti onun yanında kalıyordum . Ama Ayten'in kocası Emcet çok sorunlu biriydi sonradan olay oldu benim orada kalmam ve ben Özcan'ın doğum gününde (10.10.1977) kalacak yerim olmadığından İzzet'le beraber Giresun'a gitmek zorunda kalmıştım. O gün okul arkadaşları Özcan'a Mehmet'in evinde bir doğum günü partisi yapıyorlardı. Ben de ordaydım ve Mehmet'in kız kardeşi Özcan'a aşıktı. Ben gözüm arkada kala kala hamleliğimin en zor günlerini yaşıyorken gece oradan ayrılıp gitmiştim abimle. Giresun'da on gün kaldım ve Özcan beni gelip aldı. Yengem ve abim orada öğrendiler hamile olduğumu. Onlarda normal karşıladılar ama abim nikahıma gelmemişti . Özcan da Bafra'ya gitmiş ailesiyle konuşmak için . Tabi onlar pek kabullenememişler sorunlar çıkmış doğal olarak o da bırakıp gelmişti Giresun'a beni almaya. Hatta sofraya tekme vurmuş kalkmış babasına karşılık ne dedilerse bilmiyorum. Giresun'da beraber bir gün falan kaldık herhalde hatırlamıyorum. Ve Ankara'ya döndük, nikah yapmaya karar vermiş ve 6.12.1977 ye gün almıştık. Dönüşte Yüksel' e gittik iki ay nikaha kadar onlarda kaldık Özcan' da evden ayrıldı Çankaya-Yıldız'dan ev tuttuk Yüksellere yakın olsun diye. Nikahımız Gençlik Parkında oldu. Ben okula gidemiyordum artık Özcan gidiyordu. Evlendikten sonra çok zor günlerimiz oldu işe girinceye kadar . Ayça 15.2.1978 de doğduğunda çok mutlu olmuştuk . Ayten ablam Numune hastanesin de Klinik şefi Necdet Uranus' a götürmüştü beni . hamileliğim boyunca o ilgilenmişti benimle.  Çok iyi bir doktordu. Hastane de özel bakılmıştım parasız olarak. Bir hafta sonra eve çıkmıştık ama çocuğumuza beşik bile alamamıştık . Televizyon kutusuna yatak yapmıştık. Sonra çok uğurlu geldi ve işim oldu Van'a gittim işe başaldım(16.3.1978) Annemin yanında kaldım Ayça sekiz aylıkken oradan geldim. Evde hiçbir elektronik eyyamız yoktu sadece televizyon vardı ama çok mutluyduk. İlk buzdolabı aldık . Bankada Lale diye bir arkadaşım vardı kendi üzerine tutum sandığından buzdolabı aldı ben ona ödedim. yavaş yavaş durumlar düzelmeye başlıyordu. Bakıcı sorunu da olmadı. Apartmanın kapıcılığını yapan Emine abla kendisi teklif etti Ayça'ya bakmayı. Aytac' hamile kaldığımda da çok mutlu oldum. Özcan beraber olduğumuz gece annesini rüyasında görmüş, müjde oğlum BİR OĞLUN OLDU çok hayırlı olacak demiş. Özcan'ın annesi çok iyi bir kadınmış ilik kanserinden kırk iki yaşında ölmüş. Özcan annesini çok sever birde hiç doymamış bu yüzden çok rüyasında görür. Aytaç ta bana çok hayırlı ve uğurlu gelmişti. Rahat bir hamilelik geçirmiştim. Doğum iznine ayrıldığımın ilk haftası Tülay'la beraber kantinden alışveriş yapmaya gitmiştik . Giderken hafif hafif sancılarım olmuştu ama eve kadar gelebilmiştim  eve geldiğimde sancılarım sıklaştı ve Özcan'a haber verdim. akşam hazırlıklarımı yaptım , gece saat bir de artık dayanamadım ve doktorumu aradım(Erol Alpay ) hemen hastaneye gelmemi söyledi. Fatma abla'yı aradık oda bizimle geldi çıktık bir debaktık her taraf asker dolu . 12 Mart muhtırası verilmişti ve sıkı yönetim ilan edilmişti. onlar bize bir taksi buldular ve biz hastaneye gittik. Sabaha kadar sancı çektim  Erol bey sabah geldi , küçkkken geçirdiğim trafik kazası nedeniyle iki doğumum da sezeryenle olmuştu. Ama bir farkla Aytaç'ta sancı çekerek. Ayçada Aytaç'ta çok sessiz ve akıllı çocuklardı küçükken. Aytaç üç yaşında biraz yaramazdı ama yine de çok fazla değildi. Gizem'in hamileliği ise farkında olmadan oldu. O yaz tatile İzmir'e gitmiştik ve tatilde hamileymişim ama ben hiç farkında değildim. döndüğümüzde Gülay'ın düğünü vardı. aynı gün Türkan da Bafrada evleniyordu. Türkan bizim yanımızda üç yıl okudu ve yazın köye gittiğinde kaçırmışlardı  babası da affetmedi ve aynı gün düğüne kimse gitmedi herkes Ankara'da Gülay'ın düğünündeydi. Bende düğün için kendime bir elbise almıştım . Hamile elbisesi gibi herkes hamilemisin diye sormuştu. Ben de herkese hayır demiştim . Ama düğünden sonra doktora gittiğimde hamile olduğumu öğrendim. Aldırmayı hiç düşünmedik ikimizde istedik Özcan'la. Kız çocuğu da istiyorduk ve çok severek geçirdim hamleliğimi. Hamileyken ilk arabamızı aldık. Doğumdan sonra da Eryamandaki evlere girdik yani üç çocuğumda bize hep uğurlu geldiler. En iyi şekilde hem eğitimleri ,hem yaşamları herşeyleri benim için çok önemli oldu. Elimizden gelenin en iyisini yaptık . Gizoşumun doğumunda gerçekten anladım diğerlerinde küçüktüm ve onlarla büyüdüm. Onlar benim herşeyim ama artık zamanı geldi Gizoşum okulunu bitirsin bırakıp gitmeyi . Kendi kanatlarıyla  uçmayı öğrenmesinin zamanı geldi. Maddi ve manevi verdiğin herşey mutlu ediyor seni . Ama çocukları belli bir yerde bırakmak lazım onlar çok mutlu değiller bu durumdan. Allah onları korusun hep iyi olsunlar ve biz de biraz kendi yaşamımızı yaşayalım artık . Anne baba hep verir hep verir, bu Tanrı'nın bir hikmeti herhalde ..................................

6 Ağustos 2010 Cuma

GERİDE BIRAKTIKLARIM

Yılları bıraktım geride, nasıl da koşarak yaşadığım yılları. Böldüm bugün milim milim yılları ne yaşadığımın şimdi bir önemi kalmadı sadece izleri acıtan. O küçücük karelerde yaşananlar resmedildi birbir gözümde. Güzel anılar da çok fazlaydı ama acıtanlar öylece duruyorlardı. Herbir kare benim,  beni anlatıyordu. Ne yapsam geriye dönüp bakamasam da işte orada duruyorlardı. Hep geçmiş geçmiştir bir önemi yok , gelecekte belli değil, onun için de canınızı sıkmayın derler bugüne bakın. Bırakmak istemiyorum acıtanları , çünkü bir şey acıtıyorsa yaşadıkların çok anlamlıdır demektir. Ve halen düşündüğünde acıtmaya devam ediyorsa burnunun direğini sızlatıyorsa daha derinlerde var birşeyler.

1 Ağustos 2010 Pazar

BEYAZ LEKELERİM

Kasım 1994 annemin hastalığını ilk telefonda öğrendiğimde yetmiş yaşından sonra göğüs kanseri olur mu diye çok düşünmüştüm. Göğsünde yumurta büyüklüğünde bir yumru  olduğunu ve bunu uzun süre yağ bezesi sanıp doktora gitmemesini, daha sonra da üzerine eskilerin bildiği KARA MERHEM sürdüğünü bununda açılan yaraya dönüştüğünü uzun uzun anlattı telefonda  bana, çok şaşırmıştım. Bu cehaleti aklım almamıştı. Hemen doktora gitmesini eğer orada yapacak bir şey olmazsa atlayıp Ankara'ya gelmesini söyledim. Birkaç gün sonra doktorun kanser teşhisi koyduğunu ve Van'da birşey yapamayacağını söyledi , ben de hemen gelmesini söyledim. Annemi  uçakla gönderdiler,  bizde Özcan'la gidip aldık havaalanından , tekerlekli sandalyeyle getirdiler yıpranmış çökmüş perişan görünüyordu. İçimden nasıl yandığımı anlatamam. O günün şokunu atlattığımda biraz daha alıştım. Göğüs açık yara olmuş ve akıntı da vardı tabi ki .  Birkaç gün içinde Özcan İbni Sina Hastanesi'nin klinik şefini bulmuş şimdi ismi aklıma gelmiyor ama çok iyi bir doktor bu konuda uzman aynı zamanda da profösör. Hastaneye götürmek sorun çünkü annem on yıldır da felçli. Bastonla çok zor yürüyebiliyor ve birde araba da midesi bulanıyor kusuyor. O gün Özcan'la ne zor götürmüştük yolda kusmuştu canım bir yandan da bizden utanıyor. Neyse ilk muayene de doktor çok şaşırmıştı bu zamanda bu cehalet nasıl bu hale getirdiniz diye anneme biraz sitem etti çünkü yara koku da yapıyordu. "Ama merak etmeyin ben sizi iyileştireceğim,  yarayı temizleyeceğim  mutlaka göğsü de en yakın zamanda almamız lazım" dedi.  Önce tetkikler yapıldı başka bir organa atlamış mı diye. Yatma işlemleri yapıldı babam birinci dereceden emekli olduğu için özel odaya aldılar. Ben de yanında refakatçi kaldım. Göğsü temizlediler ve ameliyat etmek için annemin düşüncesini sordu. Ama annem  nedense bu fikre yaklaşmıyordu. Her sabah doktorlar vizite geldiğinde  tamam diyordu ve onlar gittikten sonra tamam ameliyat olacağım diyordu. Doktoru da artık inanmamaya başlamıştı . Ve biz tam ikibuçuk ay hastanede kaldık. Yılbaşı  gelmişti, o yılbaşı Gülay toparlayacaktı herkesi ama annemi kime emanet edecektik. Sağolsun Fatma abla ben bakarım dedi . Hastanede çok güzel günlerimiz oldu yıllardır annemle bu kadar uzun konuşmamıştık. Eskilerle ilgili herşeyi anlatıyordu. Fatma ablayla da çok iyi geçmiş bol bol konuşmuşlar. Ben de uzun süredir çok yorgun olduğumdan bana da iyi gelmişti. Ayşe hemen hemen hergün geliyordu birşeyler getiriyordu ama ben kalamam dedi. İzzet abim de bir gece kaldı . Onun da işleri var , beni de işten çok idare ettiler sağolsun ozaman Mehmet amirimizdi ve kart basma sistemi vardı bende sabah uğrayıp kartı basıyordum , birde akşam basıyordum. Hergün çamaşırları oluyordu iki günde bir de onları yıkamak için eve uğruyordum. Allah rahmet eylesin , nur için de yatsın anneciğim hakkım geçmemiştir ama helal olsun sana sen de helal et.  Hastane de konuşurken Ayşe'nin beyaz lekelerine çok üzüldüğünü söylemişti ve çaresi yok mu acaba diyede bana sormuştu. Çaresi yok annecim çünkü benim de o beyaz lekelerden oldu önce ellerimde başladı şimdi her stres yaşadığım da artıyor.  Adı ise "VİTİLİGO" cilde renk veren hücrelerin ölmesi ve bağışıklık sisteminin bozulması nedeniyle intihar etmeleri demişti doktor. Evet annecim  şimdi benim de var o beyaz lekelerden ama seviyorum. Onlar benim yaşadıklarımın izleri , zaman zaman kayboldukları da oluyor ama o zamanda çok mutlu olduğum anlar herhalde. Bu aile de genetik,  çocuklarda devam eder mi bilmiyorum. Yolda bazen soruyorlar bazen de aynı dertten muzdarip olanlar kendilerine eş arıyorlar, ben de dönüyorum onlara "Ben  onları kabul ettim ve seviyorum  lekelerimi  ,ben hiç yokmuş gibi davranıyorum .